O Sehpa Orada Olmasaydı, Benim Canım Acımayacaktı.

Biz üç kardeşiz. En büyükleri benim ve dünyalar güzeli iki kız kardeşim var. En küçük kardeşimin adı Zeynep. Zeynep yeni emeklemeye başladığı sırada ben de henüz 11 yaşındaydım. Zeynep emeklediği zamanlar kafasını sehpaya, veya masaya çarptığında doğal olarak ağlamaya başlardı. Canı yanardı. Ne olduğunu da pek anlamaz acıdan dolayı huysuzlanırdı. O anda evde olan anne, baba, hala kim varsa, “ne olmuş benim kuzuma? Kim acıtmış canını? Uf olmuş, kim yapmış” şeklinde yaklaşarak Zeynep’teki acının nedenini bulmaya çalışırdı. Ben de hemen nereye çarptığını gösterir, olayı anlatmaya uğraşırdım. Durumu anlayan büyüğümüz, “hmm bu sehpa mı yapmış? Şimdi ben de onun canını yakayım.” Der, eliyle sehpaya vururdu. Yada canını yakan her neyse masayı, koltuğu, kanepeyi suçlar Zeynep’i sakinleştirmeye çalışırdı. Zeynep de çektiği acının sorumlusu olarak sehpayı görür, kızgın bir suratla sehpaya bakar, dili döndüğünce söylenir ve sert el kol hareketleriyle sehpa karşısında kızgın duruşunu netleştirirdi. Mutlaka siz de etrafınızda bu gibi diyalogları görürsünüz. Daha önce farketmediyseniz de şimdi düşününce aklınıza gelir. Bu yaklaşım sanki bize kodlanmış gibidir. Hepimiz çocuklarımıza, kardeşimize, yeğenimize, farkında olmadan böyle yaklaşırız. Tabi ki aynı yaklaşımı zamanında bizim de büyüklerimizden gördüğümüz kesin. Özünde “oyun” gibi görünen bu yaklaşım çoğunlukla yavrumuzu sakinleştirir. Ama bu tutum farkında olmadan onun düşünce sistemini etkiler. “O SEHPA ORADA OLMASAYDI, BENİM CANIM ACIMAYACAKTI.” Bu düşünce yapısıyla olaylara bakış açısı geliştiren çocuk, karşısına çıkan sorunların sorumluluğunu alıp, problemleri çözebileceğine inanmak yerine, “işte tam da burada şu sehpa olmasaydı ben de bu acıyı yaşamazdım” gibi kendi hatalarının sorumluluğunu da hep başka insanlara, olaylara, mekanlara, eşyalara yüklemeye başlar. Hepimiz bir nebze de olsa bu küçük çocuğu içimizde taşıyoruz. Bazen yaşadığımız sorunlara yaklaşımımız tam da bu şekilde oluyor. Bazen annemizi, bazen arkadaşlarımızı, bazen patronu, bazen eşimizi, bazen de hayatı suçluyoruz. Çünkü biz de bazen küçük kardeşim Zeynep gibi, sehpa orada olmasa kafamızı çarpmayacağımızı düşünüyor, yanılıyoruz..