Yazılarım

Hayat Güzellikleri Bir Sonraki Zamana Saklayacak Kadar Uzun Değil Anneciğim

Çocukken 80’lerin son yıllarında bir apartman dairesinin iki katında yaşıyorduk. Evimizin bir katı tam anlamıyla depoydu. Babaannem Almanya’dan envai çeşit süs eşyası, mutfak eşyası, misafir servisleri, süt bardakları, Samsun’da hiç görmediğimiz elektronik mutfak eşyaları getirirdi. Annemse üst katta sakladığı “sihirli eşyaları” misafir geleceği zaman kutularından çıkarır, sofra kurardı. Bu çok fazla olmazdı, yılda üç kereyi geçtiğini hatırlamıyorum…

Kemal Dedemin Bakkalı

90’lı yılların başında yaşadığım apartman dairesinin altında dedemin bakkalı vardı. Küçücük bir bakkal dükkanı benim için harikalar diyarıydı. Kutulardaki halleylerden, bayram şekerlerine kadar, çilekli tipitip sakızlarından, çikolatalı gofretlere kadar hepsinin bana ait olduğunu düşünürdüm…

Anılar #4

90’lı yıllarda ben ilkokuldayken bir pazar günü annemle beraber arka mahallemizdeki Kuaför Yılmaz amcaya gittik. Annem saçlarımı kestirmek istiyordu. Kuaför masasına oturdum, uzun örgülü saçlarım için annem; “kulak memesine kadar” diyordu. O zamanlarda benim yaşadığım şehirde, okullarda bit problemi vardı.☺ Bu büyük problemden ben de nasibini alan küçük bir kızdım. Kesim önlüğünü omzuma bağlayan kuaför çırağı elindeki şişeyle saçımı ıslatıyordu…

Anılar #3

Saçı kısa kestirmeden önce iyi düşünmek gerekir. Hele de benim gibi on yıllardır uzun saçlıysanız bu kararı vermeden iyi düşünün derim. Bir depresyon anında soluğu kuaförde alıp, bu işlemi gerçekleştirmemelisiniz, bunun yerine bir psikologtan randevu almanızı şiddetle öneririm:) Saçınızı kestirdikten sonra çok pişman olabilirsiniz…

Anadolu’da ” Kızı Büyümüş Annesi Uyumuş ” Derler!

Benim annem de tüm anneler gibi sandıkta ne kadar çok değerli eşya olursa ailenin itibarının o kadar çok artacağını düşünürdü. Bunun için üç kızının çeyizini büyük bir sabırla hazırlamaya yıllar boyu devam etti…

Anne Eli Değmiş Gibi

Annesinden uzakta olanlar bu söz öbeğinin ne ifade ettiğini çok iyi bilir. Çocukluğumuzda annelerimizin elinde sihirli değnek olduğunu düşünürdük. İstediğimiz birşey şıp diye önümüze düşerdi. Öyle ki onun dokunduğu herşey güzelleşirdi…

O Sehpa Orada Olmasaydı, Benim Canım Acımayacaktı.

O Sehpa Orada Olmasaydı, Benim Canım Acımayacaktı.

Biz üç kardeşiz. En büyükleri benim ve dünyalar güzeli iki kız kardeşim var. En küçük kardeşimin adı Zeynep. Zeynep yeni emeklemeye başladığı sırada ben de henüz 11 yaşındaydım. Zeynep emeklediği zamanlar kafasını sehpaya, veya masaya çarptığında doğal olarak ağlamaya başlardı. Canı yanardı. Ne olduğunu da pek anlamaz acıdan dolayı huysuzlanırdı. O anda evde olan anne, baba, hala kim varsa, “ne olmuş benim kuzuma? Kim acıtmış canını? Uf olmuş, kim yapmış” şeklinde yaklaşarak Zeynep’teki acının nedenini bulmaya çalışırdı. Ben de hemen nereye çarptığını gösterir, olayı anlatmaya uğraşırdım.